Pazar, Mart 04, 2012

ما قرأت من علي الطنطاوي؟


 كانت معاملة الرسول إيناس لا كما  بعض الرجال يحسبون من الرجولة أن يبقي الرجل في بيته عابسا باسرا مقطبا وأن يأمر زوجه أمرا عسكريا

Aliya İZZETBEGOVİÇ

Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtarmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.
İyi insan lafının üstüne gelir.         الخير عند ذكره
     :)) نحن نخطط ::: و القدر فاقع من الضحك
 Biz planlıyoruz ve kader gülmekten çatlıyor :)

iBRAHİM tenekeci


  • Sözü yormadan söylemeye çalışmak, insanı çok yoruyor
  • Senin onlardan eksik olan herşeyin bilsen bana dünyalar bağışlıyor...

قليل من المطر

everyone wants happiness, no one wants pain.. but you can't make a rainbow without a little rain...
...كل الإنسان يريد السعادة و لا أحد يريد الألم ... ولكن لا يمكن أن تفعل قوس قزح  بدون مطر
herkes mutluluğu istiyor, acıyı değil ama yağmur olmadan gökkuşağı yapılmaz.     ‎

Uçurumun kenarında ki çiçeği, benim için kopartır mısın?


Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı… Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye sordu. ‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ’sadece yoruldum.’ Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonunda sordu:
‘Seni caydırmak için ne yapabilirim?‘ Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. ‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.’ ‘Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl’olacak. Bunu benim için yapar mısın?’ Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın vereceğim’ dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. ‘Sevgilim’ diye başlıyordu, ‘O çiçeği senin için koparmazdım’ Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.
‘Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.’
‘Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.’
‘Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’
‘Sâdık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.’
‘Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.’
‘Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’
‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.’
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Gözyaşlarım mektuba düşüyordu. ‘Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.’
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim..
Bu gerçek aşktı.
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil… Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz… Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
Hayat tam da böyle bir şeydir.
Gerçek aşka, yelken açmak ümidi ile…
Alıntı…

Pazartesi, Şubat 27, 2012

ölüm

  Bugün farklı bir gün...bir kere daha yazılanın olduğunu, sebeplerin idrak edilemeyeceğini anladığım, sadece anımızın bizim olduğunu tekrar hatırlatan bir gün... Bugün yaşadığım 19u aşkın yılda hep bizimle olmuş,nice bayramlarda elini öptüğümüz Ali amcamızı kaybettiğimiz gün...
  Bugünlerde eniştem hastanede ve geçen hafta acil olarak kaldırılmış, gözetim altına alınmıştı. Herkes ve hepimiz onun sağlığı için endişelenirken annemin tek amcası, dedemin biricik erkek kardeşi, çocukluğumuzu bakkalında çekirdekleriyle geçirdiğimiz, yıllarca anneanneme komşuluk yapan, yerinde duramayan, tez canlı,hep genç kalmak için bayramları arkadaş gibi tokalaşarak yad ettiğimiz , Karadeniz dedesi Hafız Ali amcamızı yatak odasında nice gelin süsleriyle süslendiğimiz evin yıkılışından yaklaşık 8 ay sonra Darı bekaya gönderdik.Bugün Erbakan Hocanın vefatı seneviyyesi ve bu ay şehitler ayı... Amcacım sen de katıldın onlara inşallah, Rabbim seni sevdikleriyle haşreylesin.
  Sorulacak çok soru, söylenecek çok şey vardır ölüm üzerine. Yine ağlamıyorum, belki ağlayamıyorum ama hayatın ve ölümün amacına ulaşmasının gaye olduğunu unutmamak gerektiğini düşünebiliyorum.

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve .
ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir
...Eğer öldüğümüzde bunu diyebiliyorsak ne mutlu bize, bundan gayrısı yalan

Çarşamba, Şubat 08, 2012

Yarın akşam bu saatlerde annemin kucağında olacağım. Ne olacak bilmiyorum, mutluyum, umutluyum ; ama bu sonuçları ne kadar etkiler? Annemlerle hayatımın en önemli kararı hakkında konuşacağım ki bu beni ilgilendirdiği kadar onları da ilgilendiriyor. Ben diğer yarımı bulmaya ve kendimi tamamlamaya çalışırken onlar da yeni bir evlat edinmenin telaşını yaşayacaklar. Ne benim ne de ME'nin mutluluğu kaybolmasın , ona da dediğim gibi eğer bizdeki bu hal ailelerimize de sirayet ederse-amin Allahım amin- dönüşte uçarak geleceğiz , çünkü kanatlarımızın çıkmasına az kaldı :) tüm sorun uçak paralarımız yanacak ama ikimizin de bunun için daha çok uçak paralarının yanmasına razı olduğumuzu biliyorum. Rabbim sana münacaatımdır, Onu bana hayır kıl, bizi temizlenme, tamamlanma yolunda bir adım daha atanlardan eyle, yolda bırakma, sana beraber gelmemizi nasip eyle...

Salı, Şubat 07, 2012

Eşler mi?

  Düşündüm de bana göre dünyada iki olduğu halde tek olarak yaşayacak olan, birbirlerinden gizlisi saklısı olmaması gereken, beraber anılan tek çift karı koca olmasına rağmen onların bile birbirlerine fark ettirerek veya ettirmeden , başarıyla sonuçlansa da sonuçlanmasa da birbirini iyiye yöneltme , yanlıştan döndürme sorumluluğu var ve bu, başarıya ulaşmak için biraz gizliliği hak ediyorsa ayan beyan olma , herkesten saklansa da ondan saklanmayanlık hikaye oluyor ve hayat yine omuzlarında taşıman için bekliyor.

Perşembe, Şubat 02, 2012

"3 grup insana Allah muhakkak yardım eder. Bunlar ; sahibiyle anlaşma yaparak hürriyetine kavuşmak için borçlanan ve bunu ödemek isteyen köle, namus ve iffetini muhafaza etmek düşüncesiyle evlenmek isteyen ve Allah yolunda cihad eden kimselerdir."  
                      Tirmizi , İbni Mace

بعد يوم قار قريب من الامتحان

     
      İstanbul'da İsam kütüphanesindeyim. Oldukça soğuk bir günden sonra bu sıcak mekana yine gelebildiğim için mutluyum. Ama üzerimde olan görevleri düşününce bu mutluluğum biraz sekteye uğramıyor değil. İstanbul bir kaç senedir göremediği soğuğu yaşıyor ve biz Türkiye'nin dört bir tarafından gelmiş ve Ürdünlü Üstad Muhammed Zeydan ile Arapça öğrenme adına adımlar atmaya çalışan öğrenciler herkesin Şubat tatilini bitirmek üzere olduğu bu zamanda vereceğimiz sınavlar düşüncesiyle üzerimizi kat kat giyinip ısınmaya çalışarak zamanımızı tamamlıyoruz. Tamamladığımız zaman bize bazen kurtulmak gibi gelse de aslında ömrümüzden giden günleri düşünemiyoruz. Ne  zaman hayal lafı geçse aklıma gelecek günler geliyor ama yaşadığım ana dair bir şeyler düşünemiyorum ya da geçmişi yad edemiyorum. Bu bence büyük bir sorun ama üstesinden geleceğim ya da unutacağım günlerin geleceğini düşünüyorum. Bugün her zaman büyük çaba harcadığımız Türkçe-Arapça kelime karşılaştırmasıyla alakalı düşünürken bazen zarfının Arapça kökenli olması geldi aklıma , sadece kısaltmak suretiyle kullandığımızı düşünüyorum ve şu an başkasıyla görüşmediğim , fikrimi paylaşmadığım için kaç kişinin bunun farkında olduğunu bilmiyorum. Bazen ==> بعض الآن    أو   بعض الأوان
   Bugün son derste Zeydan hocanın birkaç sene önce bir radyo programında yaptığı sunumdan dinledik. Çok güzel bir deneyim olduğunu düşünürken acaba bana böyle bir teklif gelseydi ne olurdu diye düşündüm, her seferinde dini bir sebep bulduğumuzdan aslında sebep hazır ama bu konuların belki iç rahatlığı dediğimiz vicdanla alakalı olması işi daha çok zora sokuyor ve sanırım دع ما يريبك إلى ما لا يريبك.

Pazar, Ocak 22, 2012

. أعترف أنني انتظرت شخصا سيحبسني في البيت و كل من يعرف هذه فكرتي يستغرب بها و يعدّ أننيي أبلهة . ولا أعرف لماذا ولكن حاولت أن أجد شخصا يمكن أن أعطي مسئوليتي بين يديه و ما فهمت أن هذا الزمان لا يحتمل شيئا من  هذا القبيل. الآن أشارك رأي امي لقد أنها توصي باختيار شخصا ممكن معه أن نبني دارين.كما قلت لأمي, سأتابع لمن يدخل في حياتي إمّا أن أبقي في البيت إما أن أجاهد معه بدون إهمال أولادي.

لحظة لنتذكرها



   الخواطر تبقى مع الناس و تحمي علاقة بين الناس إلى الأبد. ولكن إذا يدخل الحياة بعض الأشياء و يدور كل شيء بالعكس هل يجدون محبوبون إلى جانبهم على كل حال؟ 
   في الحقيقة لا أحب الأفلام و لا أفهم من التمثيل و لا أشاهد كثيرا ولكن هذا الفيلم الذي سأتحدث عنه أثر علي كثيرا. هذا الفيلم رومانسية و درام و قائم على وفاء و صدقاة و حبّ. الفيلم الكوري صنعت برئاسة جوهن ه لي الذي كتبه أيضا مع  صديقه يونقها كيم عام 2004. بنت سوجين تمثل دورها ييجين سون سنها فوق 25 في الفيلم و شباب شلسو قريب منها يمثله ووسونق يانق شخصيتان أساسيتان في الفيلم "لحظة لنتذكرها" الذي يستغرق تقريبا 2,5 ساعات.الحكاية صورة من حياتنا الحاضر . وردت الأحداث في كوريا في القرن القريب من الآن.
   البنت تعمل في الشركة ولكن نساءة و في كل مكان يمكن أن تترك أشياءها و تتخلط الناس العاديين بالناس المتعارفين تفعل الأخطاء التي لا يفهمها أحد. و يوما من الأيام هذه البنت العادية تقابل برجل صنديد. البنت تؤثر ولكن الرجل لا يهتم بالبنات الغنيات و حازم و جدي و لا يخفأ آراءه (هذا بسبب دون تربية في الحقيقة) و يقول في كل مكان قوي و ماهر في عمله حتى يبنى بيته واحدا وهو عامل بناء كالنجار.
   البنت تحب هذا الرجل ولكن الرجل لا يفهم تصرفاتها. بعد بعض الصعوبات , يقرران أن يتعارف مع أهل البنت ولكن الأب يرى في هذه العلاقة كمشكلة و يحاول أن ينفصل بينهما. الرجل لا تحجب القول و انتهى الليل بفصل الرجل. ولكن سوجين و شلسو لا يخليان عن قرارهما و يتزوجان. بعد فترة شلسة يحس أن ذهاب إلى الطبيب ضروري. و في العيادة يعرفون أن اسم المرض "الزهايمر"الذي قياس معدل إصابته منخفض و زوج الطبيب توفيت بسببه. ينصح الطبيب بعض الأشياء و بعد ذلك شلسو يكتب أسماء الأثاث و شكل استعمالها عليها و يتحقق كل تصرفاتها. في أواخر عمرها, البنت تكون خطيرة و تجعله حزينا حتى عندما ترى خاطبتها القديم تظنها زوجها و تكيد أن تذهب معه. ولكن رغم هذه الأحداث زوجها لا يتركها أبدا و إضافة يحمي حتى من عائلتها. مثالا في مرة , البنت تنسى مكان الحمام و تكيد أن تبول في الصالة و عائلتها في بيتهما في هذا الوقت و زوجها يحملها إلى غرفة النوم على حين غرة.
   عندما تكون البنت في نفسها و تتذكر ما فعلت تحزن ولكن شلسو يشجعها في كل وقت. في النهاية يجب أن تبقي في دار الشفاء ولكن الرجل يزورها و يحاول أن تتذكر سوجين (البنت) ما عاشا.
   هذا الفيلم يظهر أن الحب لا علاقة من الدراسة أو شيء آخر و الزوجان بعضهم من بعض و قريب منهما أكثر من الإنسان الآخرين حتى الوالدتان إذا يقبل بعضهم بعضا من داخلهم و من جسمهم و من عفتهم. العشق ليس بمكان جيد بل على كل حال حتى يذهب المحبوب مع شخص من. الصبر جميل و على ذلك نأمن أن لكل شيء صوابه في الآخرة. 

Pazar, Ocak 08, 2012

sorular

Acaba bütün soruların cevabını bulup hayata öyle başlamak mümkün mü ? sen görmüyorsun ama başım bir o yana bir bu yana gidiyor yazarken bile , " hala farkında değil misin, çocuk oyuncağı mı her şey önünde olsun, acısını çektiğin , vicdanınla başbaşa verip attığın adımlar var ya sen işte onlarsın nasıl hazır gıdalar kullanabilir, senden tevbe ve dua bekleyen varken düşünmeden yaşamayı arzularsın?"

Cumartesi, Ocak 07, 2012

في هذه الأيام


سلام عليكم
 في هذه الايام ذهني مليئ بالأفكار المختلفة . أتكلم عن موضوع "النساء في الإنترنت و العمل". أعتقد أن الناس يهتمون بأن يروا النساء في المجتمعات و يريدون منّا أن نكون في كل مكان كالمحاميات حقوقنا.  هم محقون فيه . في هذه الايام أدافع بنفسي في هذه المواضع ولكن لا أعتقد أنّ هذه الاشياء حرام و لا أقول هكذا.  لا  ينهى الإسلامُ النساءَ عن العمل إذا كانت البيئة مناسبةً. النساء المسلمات المؤدبات  يستطعن أن يعملن و يدرسن  بوقارهن ولكنه لا يعني أنّ على كلنا أن نكون في الميادين. هذا معلق  بالفطرة  و عندما أفكر أرى أنني لا أريد هذا الشيء ولذا أحاول أن أجد فكرة معارضة عليه. ولكن لا أقول من تعمل هي تخطئ بل أعرف أن على النساء يعملن في بعض الأماكن كالطب و الدراسة و بعض الحرفات على سبيل المثال في الخياطة و بيع لوازم النساء حتى إذا تريد يمكنها أن تكون سائقة التكسي ولكن بدون نسيان أنهن نساءٌ و النساء زينات و سكينة. و الحياة في الخارج ليست سهلة لهن مثل هذا أنا خالفتُ الأستاذ في أن تكون المرأة في الإنترنت و في هذا الموضوع أنا لست مخالفة عليه تماما. ولكن لا أريد أن أكون في الأماكن على كل حال. سترة  النفس صعبة و أخاف من الفتنة كثيرا. خالفت الأستاذ لأن حجابي  ليس في الحال كما أريد و لا أرى فيه إفادة كثيرة و عندما يحدث شيء ترضى نفسي عنه سأستأذن له .لأن هذا فخور لي و عائلتي و من بذلوا و يبذلون جهدهم معي. أنا أفعل عكس ما أعتقد و في هذه الساعات أفرق هذا بسبب متخلطات في ذهني و إن شاء الله سأخرج منها أقوى و بالأفكار المقومة